Miguel de Cervantes Saavedra’nın, Don Kişot romanını duymuş ya da okumuşsunuzdur. Romanın kahramanı Don Kişot, düşman olarak gördüğü yel değirmenlerine savaş açan; sevimli, biraz kaçık, sevimli olduğu kadar düşündüren bir kişiliktir. Bazen kendimi onun yerine koyarım. Yıllardır çevre sorunlarına dikkat çekmek için çabalıyorum. Çevrenin kirletilmesinin devam ettiğini gördüğümde uyarılarıma aldıran olmadığını, bir arpa boyu yol almadığımı düşünüp üzülüyorum. Ama yine insanları, yetkilileri uyarmanın insanlık görevi olduğunu düşünüp; yazmaya, bildiklerimi paylaşmaya devam ediyorum…
Uygarlığa, uygarlığın geliştirdiği doğayla dost, çevreyi kirletmeyen, insanın ve canlıların, hastalanmasına, ölümüne yol açmayan teknolojiye karşı değilim, onu desteklerim. Karşı olduğum, doğal yaşamı yok eden, canlıların hastalanmasına, ölmesine yol açan teknolojilerin doğa dostu gibi gösterilmesidir…
Uygarlığımızın temel enerjisi elektriktir. Elektrik elde edilirken kullanılan yöntemlerin hemen hepsinin doğaya olumsuz etkileri vardır. Bir kısmının az, bir kısmının zararı çoktur, yöntemlerin hemen hepsi doğayı kirletmekte yaşamı zora sokmaktadır. Şimdilik en az kirleten elektrik elde etme yöntemi, Güneş enerji sistemidir…
Fosil yakıtlar, iklim değişikliğine, değişiklik krize dönüşmüştür. Dünyanın geleceğini tehlikede gören uluslar, fosil yakıtların önce sınırlandırılması, 2050 yılına kadar kullanımdan kaldırılması için Paris İklim Sözleşmesini kabul etmiştir. Sözleşme ile Atmosferdeki CO2’i bertaraf eden ormanların korunması da amaçlanmıştır. (1)
CO2 ve sera gazlarını yok eden, oksijen üreten ormanların korunması, fosil yakıtların sınırlandırılıp, terk edilmesi kadar önemlidir., Canlı yaşamın korunmasında ve doğal dengenin sağlanmasında ormanın ve ağaçların önemini defalarca yazdım, hatırlattım. Ormanların yok edilmesinin nelere mal olacağına dikkat çektim…
Anayasa, yasalar ve uluslararası sözleşmelere rağmen, maden aramak, çıkarmak, işletmek, HES, RES ve JES kurmak için ormanlar, tarım alanları, zeytinlikler, incir bahçeleri yok edilmeye devam etti.
Aydın kenti Güneyindeki Madran ve Beşparmak dağlarındaki ormanlar Kuvars ve Feldspat madeni aramak ve çıkarmak için uzun zamandır yok ediliyor. Sıra şimdi diğer bölgelerdeki ormanlara geldi. Basından; “Germencik, Nazilli, Didim, Karacasu ve Buharkent ilçelerinde RES kurulacağını,” (2) öğrendim, üzüldüm. Aydın ovalarının JES’lerle, dağlarının maden arama ve işletmesiyle işgal edilmesi yetmezmiş gibi, şimdi dağlardaki ormanlık alanlara RES kurularak, ormanlar yok edilecek, doğal ortam bir darbe daha alacak!
Yukarıda elektrik elde edilirken kullanılan her enerji türü, az-çok çevre kirliliği yaratır demiştim. Bunu neden söylediğimi anlatayım: RES’ler temiz enerji olarak kabul edilir, doğrudur. Ama bir şartla doğru yere kurulması, kurulum aşamasında ağaç kesilmesine ve doğa tahribatına yol açmaması, kuşların göç yollarına kurulmaması koşuluyla…
Avrupa’da RES santralları denizin içinde ve boş arazilere kurulur, tarım alanlarına, kuşların göç yollarına, ormanlık alanlara kurulmaz! Bizde ise tam tersi, maden aramak, RES, JES ve HES kurmak için ağaçlar kesilir, ormanlar yok edilir, tarım alanları işgal edilir, yeraltı suları ve nehirler kirletilir…
Ormanlar, Anayasa ve yasalarla koruma altına alınmıştır. Koruma kalkanı, 30 Kasım 2021 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan, “Orman Kanununun 17 nci Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin” 4. Maddesi ile ortadan kaldırılmıştır. Madde: “kamu yararı ve zaruret bulunması halinde” ormanlık alanlarda maddede yazılı tesislerin kurulmasına izin verileceğini kabul etmiştir. İzin verilecek tesisler arasında neler var bir bakalım:
Yönetmeliğin dördüncü maddesinin birinci fıkrasında izin verilecek tesisler sayılmıştır. Sayılanlara bakarsak izin verilmeyecek tesis olmadığını söyleyebiliriz, yani ormanlar sizlere ömür. Artık ormanlık alana; JES, RES, HES’ler ile maden aramak, işletmek, “kamu yararı ve zaruret” şartı gözetilerek izin verilebilecek tesisler arasına alınmıştır.
Bu tesislerin ormanlık alanlara yapılmasına izin verilmesinin ön koşulu olan, “Kamu yararı ve zaruret olması” kavramı sübjektif bir kavramdır, objektif değildir. Yeni imzaladığımız, Paris İklim Sözlenmesi ile korumayı kabul ettiğimiz ormanlar, sözleşmeye rağmen, yönetmelik ile yok ediliyor, taahhüdümüzü şimdiden ihlal ediyoruz…
Elektrik enerjisi insan yaşamı ve uygarlık için vazgeçilmez bir enerji türüdür. Uygarlığı ayakta tutan, doğumdan ölüme, insan yaşamının her alanında kullandığı enerjidir, ona bağımlıyız, ondan vazgeçemeyiz, yok olması kaos yaratır, uygarlığımızı yok eder. Uygarlığımızı devam ettirmek, Dünya canlı yaşamını korumak istiyorsak, fosil yakıtları terk edip, çevre kirliliği yaratmayan yeni enerji kaynakları bulmak zorundayız.
Elektrik, uygarlığın devamı için vazgeçilmez bir enerji ise, insan ve canlı yaşamı için, temiz hava, temiz su, temiz toprak ve temiz gıda da o kadar hatta ondan daha fazla vazgeçilmez, yaşamsal değerlerdir…
İklim krizini bütün sonuçlarıyla yaşadığımız, altıncı yok oluşa hızla yaklaştığımız şu günlerde, insana enerjiden, madenden çok, besin maddesi, temiz hava ve içilebilir temiz su gereklidir. Bunu göz önüne alarak ormanlara ve meyve ağaçlarına sahip çıkalım, yok edilmesine izin vermeyelim…
KAYNAK:
1-Paris İklim Sözleşmesi, 5. Madde.
2-https://www.sesgazetesi.com.tr/haber/8421307/aydinda-5-res-projesi-planlaniyor