Zeytin Ağaci

Temmuz 16, 2019

                      Bazen hayat karşımıza kapı gibi çıkar. Açmaya çalışız kolu elimizde kalır.
                      Ve kapı diğer taraftan aniden açılır.

                     Ne mutlu açan kişilere ki, dua alırlar, teşekkürlerle zenginleşirler.

Kadının içinde yalnızlığın karayılanı çöreklenmişti. Ne evinde huzurla uyuyabiliyor, ne de gittiği yerde uzun süre kalabiliyordu. Bir adım mesafedeki yerler bile ona saatlerce süren yolculuklar gibiydi. Telefonla uzakları yakın edebiliyor, tek kişilik dünyasını telefonundaki seslerle paylaşıyordu.  Gece gündüz kapısını çalabileceği bir arkadaşını aradı. Karşı taraftan ince bir ses “gel” dedi  “Gel mutlaka aksama konuşuruz. Hem o içindeki karayılan da gider biz konuşunca.

Uzun zamandır çıkmadığı evden ayrıldığında saatler öğleden sonrayı gösteriyordu. Birkaç saat sonra Karşıyaka’da bir kafede soğuk içeceklerini yudumluyorlardı. Hava karardı, caddeler doldu taştı, herkes evine döndü. Sokak lambaları yandı.  

Kadın ve arkadaşı biraz televizyon izledi. Biraz oradan buradan konuştular. Zaman hiç hızını kesmiyordu. Televizyon karşısında uykusu gelen arkadaşı nazikçe ona “ yorgunsundur yatağını hazırladım” dedi. Ona odasını gösterdi ve ışıkları kapattı.

Yatağına uzandı kadın. Perdenin arasından duvara süzülen bir ışık demeti duvarda kocaman bir zeytin ağacı oluverdi. Altında gün batımını seyreden bir çift ve onlara eşlik eden deniz dalgalarının sesi uzaktan kulağına geldi. Artık uykusunu haram eden bir film başlamıştı. O film o sahneler hiç yabancı değildi kadına. Duvardaki çift de onlar mıydı?

Bir gün, uzunca bir yoldan gelmişti sevdiği adam. Daha eve girer girmez “çıkalım” demişti. Şöyle denize yakın bir yere gidelim. Oysa evin terasından tüm denizi hatta balıkçı teknelerini görebiliyorlardı. İtiraz etmemişti. İkisi bordo renkli bir reno arabayla evden uzaklaşmışlardı. Gözleri kızarmış duvara pür dikkat bakıyordu kadın. Film devam etti.

Denize kökleriyle bağlanmış yıllanmış zeytin ağacının altına geldiklerinde gün ufuk çizgisine gelmek üzereydi. “Burası iyi “dedi adam. İndiler. Zeytin ağacının altındaki kayalardan birinin seçtiler. Kadın oturdu. Adam arabaya gitti. Sırtı dönük kadına adam seslendi. “gözlerini kapa, aç dediğimde açarsın” Kadın uslu bir çocuk gibi gözlerini kapattı. Birkaç dakika sonra adam “açabilirsin gözlerini deyince güneşten yanmış yüzünün ortasındaki gözlerini yavaşça açtı… İki kadeh ve bir sise kırmızı şarapla adamın gülen gözlerini gördü. Şarabı kadehlere doldurdu.  Şişeyi yanına koydu. Bir yeşil elmayı da peçeteye sarmış cebine koymuştu. Elmayı da çıkarttı…

Kadın “neyi kutluyoruz” diye sordu. Adam “seninle olduğum her gün kutlanmaya değer, yanımda olduğun, dünyalar tatlısı bir evlatla onurlandırdığın için teşekkür ederim” yanıtını verdi.

Kadın yaşamayı seven, kendisine her gün sürprizler yapan aşık adamın coşkusunu bozmadı. Zeytin ağacı bu ana şahit oldu. Günesin o gün onlara son kez veda ettiğini anlamadılar, önce rengi kırmızı oldu sonra güneş kayboldu.

Kadın birkaç ay sonra deniz kenarındaki evine gitti. Aylardan Kasımdı. Kocasının toprağı henüz soğumamıştı. Zeytin ağacına uzaktan baktı. Altında iki köpek oynaşıyordu. Evinin demir panjurlarını sıkı sıkıya kapatıp anılarını alıp çıktı.

İki yıl gitmedi o eve o deniz kenarına.

SAADET KAVASGİL

 Sabahı zor etti. “Evim, zeytin ağacım, anılarım beni bekliyor olmalı. Yoksa niye öyle hayal görmüş olayım ki “dedi. Ertesi gün otogardan Bodrum otobüsüne bindi. İki saat sonra Akbük yol ayırımındaydı. Martın son günleri belki de nisan başıydı. Mutlaka köye giden bir dolmuş vardır diye düşündü.

Otobüsten inip dolmuşların yolcu aldığı durağımsı alanda beklemeye başladı. Bekledi bekledi. Dolmuş gelmedi. Kum taşıyan kamyonlar geçti yanından bir de uzakta keçilerini otlatan çobandan başka in cin yoktu. Kadın, gelip gecen kamyonlardan tedirgin olmaya başladı. Pişman oldu ağlamak üzereyken önünden geçen bir araba ileride durdu. Sonra o araba geri geri geldi. Arabanın ön kapısı açıldı ve siyah saçlarını arkada toplamış, kara gözleri gülümsemesiyle daha da güzelleşen Aydın’ın tanınmış iyiliksever, kadınlar için çalışan, birçok projeye imza atan, mecliste kadın haklarını onlarsız bir dünyanın bir adım ilerleyemeyeceğini savunan Türk Kadınlar Birliği Derneği başkanlığı döneminde tanıştığı SAADET KAVASGİL indi. Ona hayranlığı vardı. Bir keresinde çocuklu bir kadın Kadınlar günü etkinliğinde sokakta çocuğuyla birlikte kaldığını otel lobisine sığındığını ve kendisine TÜRK KADINLAR BİRLİĞİNDEN Saadet hanımın yardım ettiğini anlatmıştı ona. Saadet Hanım giyimi, duruşu, konuşmaları, aile hayatı ve ATATÜRK’cü kimliğiyle takdir toplayan kadınlardandı. Ona “ne arıyorsunuz burada dese kadın çok utanacaktı Henüz üzerinden atamadığı mahalle baskısını içindeydi. Sadet hanım hiç soru sormadan “aaa sizinle burada karşılaşmak ne güzel” dedi ve ilave etti. ”Sizi gideceğiniz yere bırakalım” Bu samimi teklifle mutlu oldu kadın. Öyle mutlu oldu ki içinden “melek bu olmalı. Hızır erkek mi? yok yok Hızır Saadet Kavasgil’di. Duygulandı, yutkundu ağlamamak için zor tuttu kendini. “Evime, yazlık evime gidecektim size zahmet olacak ” diyebildi.

-“hiç zahmet mi olur? 

Arabanın arka kapısı açıldı. Arka koltukta oturan genç kadın yana kaydı yer verdi. Kadın onlara selam vererek oturdu. Saadet Kavasgil “arkadaşlarım” Biz de onlara gidiyorduk. “Onların evi Didim’de önce seni evine bırakır sonra Didim’e geçeriz diyerek çözüverdi durumu.”

Kadın minnetini ifade edecek kelime bulamıyordu. Kafası hayli karışık onlara yolculuğuna ait birkaç cümle söyledi.

15-20 dakika sonra kadının evinin önündeydiler. Daha arabanın içindeyken bile deniz manzarası, karsı adalar ve köy muhteşem görünüyordu.

İki yıl gidilip kalınmayan evin bahçesindeki otlar büyümüş, evin bir köşesindeki begonvil giriş balkonun önünü kapatmıştı. Demir panjurların boyası, evin dış sıvası dökülmeye başlamıştı. Kısacası ev sahibine küsmüştü.

Arabanın içinde olanlar kadınla birlikte indi. Bu nezaket karşılığında kadın evin balkonunu göstererek buyurmaz mısınız? dedi. Saadet Hanım, ”Biz tekrar Aydına döneceğiz. Zamanımız az. Bir başka zaman söz” diyerek kadını öptü.

Arabanın içindekiler ve Saadet hanımın eşi tekrar bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sordular kadına ve vedalaşıp ayrıldılar.

Kadın, bekçiyi buldu. Kapısını penceresini açtı. Sitenin henüz marketi açılmamıştı. Sitenin bekçisinin getirdiği zeytini, domatesi, ekmeğine katık yaptı yedi.  Yalnızken zaman geçmek bilmiyordu. Sıcak ise arttıkça artıyor ortalık yanıyordu. Odalarda gezdi duvarlardaki fotoğraflara baktı sonra bağıra bağıra ağladı. İçindeki zehir gözlerinden yaş oldu aktı. Sesi yankı yaptı duvarlarda. Her hıçkırıkta bir isim çıktı. Her uğultusunda “bu son” dedi. Ne kadar geçti anlamadı. Yavaş yavaş sakinleşti. Yüzünü yıkadı.

Saatine baktı. Gün batmadan zeytin ağacının altına gitmeliyim. Anılarımla barışmalı, geçmişi denize bırakmalıyım dedi ve kapıyı kapatıp zeytin ağacına doğru yürüdü.

Yorumla

Your email address will not be published.